Necdet Hacıoğlu

Prof.Dr.Necdet HACIOĞLU Balıkesir Üniversitesi Rektörü

TÜRKİYE VE PIERRE LOTI

Asıl adı Julien VİAUD olan Pierre Loti, 1850 yılında Fransa'nın Rochefort kentinde doğmuştur. Protestan ve küçük burjuva ailenin 3.cü çocuğu idi. Denizcilik okulunu bitirerek 1873 de deniz subayı olur. Bu mesleğini 1910 yılma kadar devam ettirip emekliye ayrılır.

Julien VİAUD, Fransız edebiyatında 1881 yılından itibaren yazar Pierre Loti olarak tanınmaya başlar. Denizcilik mesleğinin yanında yazarlık onun tutkusu olur, hatta yazdıkları eserler beğeni toplar ve en çok okunan yazarlar arasına girer. 1891 yılında Academie Française seçilir. 1910 yılında Legion d'Honneur nişanı alır.

Julien Viaud 1868 yılından itibaren denizlerde sık sık seyahate başlar. 1876 yılında görevli olarak Akdenize açılır. Bu yolculuğu esnasında ilk defa hayatında İstanbul'a gelir. 1876 yılında deniz subayı olarak gelen Loti (bu isim 1872 yılında Tahiti'de kendisine verilmiştir). 7,5 ay süreyle İstanbul'da kalır. Pierre Loti, bu şehrin kendisini büyülediğini ve aradığı gerçek huzurun bu şehirde olduğunu söyler. Loti İstanbul'a ve bu topraklarda yaşayan bir Osmanlı kızına aşık olur.

1876 yılında bir gönül aşkı ile başlayan sevgi İstanbul şehrinde kişileşip 1913 yılına kadar devamlı ziyaretlerle tazeliğini korur. Tam yedi defa İstanbul'a gelen bu Fransız yazar 1913 yılından sonra hayatının son günleri olan 1923'e kadar Türkiye'den ayrı kalır. Hiçbir yazar Pierre Loti kadar Türkiye'yi sevmemiş ve toplam 30 ay (2,5 yıl) bu ülkede kalmamıştır.

Fransız edebiyatında, Loti ve Türkiye ayrılmaz iki isim haline gelmişlerdir. Bu iki isim yardımıyla 7 den fazla edebi eser meydana gelmiştir. Türkiye, bu eserlere güzelliğini egzotik esrarengizliğini, Loti ise, samimiyetini, kalbini, gözlerini ve ruhunu katmışlardır.

Pierre Loti'nin eserlerinde Türkiye denilince aslında her şey İstanbul’dur. Loti Türkiye'de İstanbul'dan başka sırasıyla İzmir, Bursa ve Edirneyi'de tanımıştır. Bursa Yeşil Türbesiyle ve Muradiye Külliyesiyle onu doğu mistisizmine götürdüğünden, kalbinde İstanbul'dan sonra özel bir yer tutmuştur.

İstanbul, Pierre Loti için Türkiye'nin sembolünden ziyade tüm doğunun sembolü olmuştur.

Türkiye Pierrre Loti'den önce birçok batılı yazarlar tarafından gezilmiş görülmüş ve hakkında yazı yazılmış bir ülke olmasına rağmen, ancak Pierre Loti ile birlikte bir gerçekçilik, orjinallik ve çekicilik kazanmaya başlamıştır.

Loti daha 1876 daki İstanbul'a ilk gelişinden itibaren bir yakın dost gibi karşılanmaya başlamış ve en önemlisi de, kendisini bir Türk dostu olarak hissetmeye başlamıştır.

Loti, Türklerin her zaman sevilen bir dostu olmuştur ve Türkler onun hep bu dostluk yönünü tanımışlar, bilmişlerdir. Fakat Loti'nin yazarlık yönü, özellikle eserlerinde Türkiye konusu pek işlenmemiş, araştırılmamıştır. Halbuki Pierre Loti'nin edebi hayatı ve kariyeri önce bir Türk romanı olan AZİYADE ile başlamış ve Supremes Visions d'Orient "Doğunun son görüntüleri" romanıyla sona ermiştir.

Aziyade romanı Pierre Loti'nin ilk eseridir. 1876 yılında İstanbul'a gelen Loti, burada tanıdığı bir Çerkez kızına aşık olur. Roman, Loti'nin bu kıza olan aşkını konu eder. Fakat zannediyorum ki Loti, gelişinde büyük bir hayranlık duyduğu ve resmen aşık olduğu bir şehri ve onun hayatını, egzotik havasını anlatabilmek için, İstanbul şehrini kendi kafasında kişileştirmiştir. Bir genç, güzel, etkileyici kıza nasıl aşık olunuyorsa, Loti'de İstanbul'a öyle bağlanmıştır. Çünkü Aziyade romanı değişmeye hazırlanan, yeni bir devrin başlangıcı olan Türkiye'yi ve Türk toplumunu anlatmaktadır. 1876 Türkiyesi henüz modernizme geçmemiş, örf ve adetlerini muhafaza eden bir ülke görünümündedir.

Loti Türkiye'ye 7 defa gelmiştir. Görevle veya özel olarak gelen Loti her gelişinde "yazarlık" yönünü kullandığından seyahatleri hiç bir zaman basit bir gezi şeklinde olmamıştır. Her gelişinde Loti'yi bu ülkeye çeken unsurlar, özellikler vardır. Tüm eserlerinde Loti bu çekiciliği çok güzel ve gerçekçi tasvirlerle kanıtlamıştır.

İstanbul'un güzelliği, aşık olduğu bir kadın onu bu rüyalar alemine çeken sadece iki özellik değildi; bunların yanında onun ruhunu fetheden İslam Dini ve Türk halkının yaşam şekli idi. Bu son iki unsur yazarın zihnini tüm yaşamı boyunca meşgul etmiştir. Loti, Türkiye ile ilgili tüm eserlerinde tarihlere, yerlere (mekanlara) özel bir önem vermiş yerleri, isimleri, hep Türkçe kullanmıştır. Sadece Aziyade romanında 100 tane Türkçe kelime vardır. Bazı tarih kayıtları ve yer isimlerinde maksatlı yanlışlıklar yaparak, kendisinin İstanbul'daki gizli yaşantılarını açıklamak istemediği veya devrin sultanından çekindiği gözlenmektedir.

YAZARIN EDEBİ YÖNÜ:

Pierre Loti gerçek hayatında olduğu gibi edebiyatta da devamlı bir kaçış içindedir. Onu bir edebiyat akımının içine sokmak kolay değildir. Bir doğu egzotizminden bahsedebiliriz. Eserlerin hepsi otobiyografidir. Romanlarında, gönül işlerinin kahramanı kendisidir. Loti olayların kahramanıdır. Bu nedenle romanları ve seyahat anıları hayalden ziyade bir gerçektir.

Deniz subayı Julien Viaud için yazarlık, Türkiye seyahatinden sonra ortaya çıkmıştır. Türkiye'yi gören ve bu ülkede bir kadına aşık olan deniz subayı Fransa'ya dönüşünde bir roman yazar ve romanın adını da romanın kahramanı olan Aziyade olarak seçer. Olayın ilginç tarafı da, bu deniz subayı Aziyade romanını 1879 da isimsiz olarak yayınlamasıdır. Loti ismi kendisine 1872 de Tahiti'yi ziyaret sırasında kraliçe Pomare IV ailesi tarafından verilir. Julien Viaud, ilk defa "Le Monde İllustre" dergisinde yayınladığı bir makalesinde "Loti" imzasını kullanır. Tam olarak "Pierre Loti" ismini ilk defa 1881 de "Roman d'un Spahi"yi yayınlarken kullanır. Bu durumda Julien Viaud'un Pierre Loti olmasında Türkiye'nin bir payı olduğu zannedilmektedir. Loti'nin hayatında karşılaştığı kadınlar arasında sadece Türk kadını kendisini etkilemiş ve ruhunda, yazılarında hep Türk kadınını yaşatmıştır. Loti'nin Türkiye'yi bu kadar sevmesinde Türk kadınında önemli bir etkisi olmamış mıdır? Aziyade romanı ve romanın konusu olan aşk, Loti'nin bir romantik olabileceğini vurgulamaktadır. Fakat Loti'nin aşkı romantik hayallerden uzak, gerçek,samimi ve derin bir aşktır. İşte bu nedenle Loti'ye romantik demek mümkün değildir.

Edebiyatta, Loti'yi bir akımın içine sokmak zor olduğu halde resim sanatında ise çok kolaydı. Çünkü Loti gördüklerini kendi hayalinde çizerek bir empresyonist ressamı hatırlatmaktadır. Loti çok iyi bir izlenimci, impressionist idi.

Eserlerinde çoğu kez kendi izlenimlerini anlatmaktadır. İstanbul'dan çizdiği görüntüler her defasında ayrı olmakla birlikte onun edebi yeteneğinin tartışılmaz bir yönünü ispatlamaktadır. Loti'nin romanlarında İstanbul peyzajları bir roman olayından entrikasından daha önemli bir yer tutmaktadır. Hatta olaylar devamlı bir İstanbul sahnesinde devam etmektedir. Bu nedenle İstanbul şehrinin çekiciliği içinde Loti'nin romanesk duyguları erir gider. Bu yazım stili sadece Loti'ye özgüdür. Loti tasvirlerinde gerçekte gördüklerini basit, anlaşılır, tabii ve etkileyici impressionist ifadeler kullanmaktadır. Haliç, Boğaziçi, Göksu ve Kağıthane tasvirleri insana bir impressionist tablo ressamlarını hatırlatmaktadır.

Pierre Loti Türkiye seyahatleri süresinde sadece İstanbul'un manzaralarını seyretmiyordu. Onun hayallerinin temelinde Türklerle birlikte oryantal (doğu) hayatını yaşamak isteği vardı. İstanbul'un kozmopolit özelliği, Loti'yi kendi rüyasını gerçekleştirmek için şehri baştan başa dolaşmasına ve tipik Müslüman Türk olan bir mahallenin seçimine sebep olmuştur: Eyüp.

Dar sokaklarıyla Nervalin labirente benzettiği İstanbul şehrinde Loti tasvirleriyle bir şehir planı ortaya çıkarmaktadır. Tasvirlerinde sokak ve caddelerin, bölgelerin tipik özelliklerini en ince ayrıntılarına kadar çiziliyor ve sanki topoğrafık haritası çıkarılıyordu. Bu nedenledir ki Loti kendinden önce Türkiye'ye gelen Lamartine, Gauthier, Nerval ve Farrere'nin çizdikleri, takip ettikleri güzergahlardan farklı bir yol izlemiştir. Loti İstanbul'daki romanlarına fon oluşturan gezintileri esnasındaki yerel özellikleri, mahalli renkleri aramıştır. Onun takip ettiği güzergahlar ve yerlerin doğruluğu, uygunluğu konusunda biz Türkler bile hayrete düşmekteyiz. İşte Loti'nin İstanbul'u bu kadar iyi tanıma özelliği onun diğer yabancı yazarlarla arasındaki en büyük farkı oluşturmaktadır. Loti'nin romanlarını okuyan kişi kendisini İstanbul sokaklarında gezer bulmaktadır. Loti'nin romanları sanki birer İstanbul Rehberidir. Hayal mahsulü hiçbir şey yoktur. Her şey otantiktir, gerçeğe uygundur.

Loti'yi Türkiye'ye gelen meslektaşlarından ayıran başka bir özelliği ise, gezme amacı ve şehre bakış açılarıdır. Loti'nin amacı aradığı sevgiyi, huzuru bulmak ve şehre bir ressam gibi bakmaktır. Diğer yazarların hissettikleri ise bir yabancı turistin İstanbul'a gelişinde hissettikleri egzotik duygulardır. Bu nedenle Loti'nin takip ettiği güzergahlar her zaman orjinal ve esrarengiz bir özellik taşımıştır. Çünkü Loti'yi tanımayanlar onun İstanbul gezintilerini esrarengiz olarak nitelemektedirler. Bu Loti'nin esrarengizliğine birde İstanbul şehrinin karmaşıklığı ve büyüleyici özelliklerini eklersek Loti çözülmesi çok zor olan bir bilmece konusu olmaktadır.

Yazarın önemli bir özelliğini hemen belirtelim. Loti tutucu, "eski"yi seven ve geçmişi arayan bir kişidir. İstanbul ise kosmopolit olan yeni ile eskinin karşılıklı yaşadığı bir şehir görünümündedir, bu devirlerde. Çünkü Loti bu görüntüyü çok iyi farkettiğinden, İstanbul, kozmopolit şehir ve eski İstanbul terimlerini seçerek kullanmaktadır. Loti'nin yaşantısı hep eski İstanbul'da geçmektedir. Eyüp, Loti için İstanbul'un merkezidir kalbidir. Bu nedenledir ki Loti'nin romanlarının olayları ve kişileri hep eski İstanbul'da geçmektedir, veya yaşamaktadırlar. Pierre Loti gerçek dostlarını da bu merkezlerde oturan Müslüman Türkler arasından seçmiştir. Derviş Hasan Efendi, Arif Efendi, İhtiyar Rıza vb.

Loti'nin Türk romanlarının en büyük özelliği ise onların bir dökümanter karakterlerinin olmasıdır. Aziyade ve Desenchantees, o devirlerde Türkiye hakkında yanlış fikirleri ön yargıları bertaraf etmek için güzel birer belgeseldir. Aslında Loti'nin Türkiye ile ilgili yazdığı tüm eserler bugün birer belgesel özellik taşımaya başlamıştır. Eserlerinin dökümanter özelliğinin olması Loti'yi realist bir yazar olarak ta sınıflandırmaya imkan vermektedir.
Loti eserlerinde yeni şeyler icat etmiyor. Var olanı objektif bir gözle, kalbinin sesiyle birleştirip okuyucularına aktarıyor. Sanat yapmak için eser yazmamıştır. O hiç bir sanat gayesi aramadan, eserlerinde gördüğünü işittiğini ve hissettiğini yazmıştır. Bu nedenle Pierre Loti'nin İstanbul'u veya Türkiye'si tam bir fotoğraftır. Fotoğraflar ne kadar gerçek ise Loti'nin anlattığı gördüğü İstanbul'da o kadar gerçektir.

Loti gerçeklerden hareket ederek, Osmanlı İmparatorluğunun başkentinin dini, geleneksel, estetik ve şiirsel atmosferini okuyucularına aktarmaktan başka birşey yapmamıştır. Türkiye'deki yaşantısı boyunca Loti'nin anlatmaya çalıştığı bir önemli hususta, Türk düşüncesi, Türk Filozofisiydi.

 İstanbul'u bu kadar seven kişi, şehirde yaşayanları da anlamak ve onlar gibi olmak istiyordu. Loti'yi yine Türklere yakınlaştıran fakat yabancılardan ayıran bir özellikte, onun Türk gibi olmak istemesiydi. Türkçe öğrenmek istemesi ve kendisine bir Türkçe hocası bulması gibi. Türklerin kaderciliği onu etkileyen en büyük yerel özelliklerden biriydi. Türkiye'de sevdiği kadının ölümünden sonra Loti melankolik duygularla kendini avutmaya başlar. Ölüm duygusu onun kafasını gerçeğe ulaşıncaya kadar meşgul eder. Bu nedenle olacak ki Loti'nin İstanbul'da en çok gezdiği yerlerden birisi de mezarlıklardır. Tabi sadece Türk mezarlıkları. Hatta Türkiye’ye Aziyade'nin ölümünden sonra bir gelişinde ayağının tozuyla hemen onun yattığını tahmin ettiği mezarlığa gitmek istemiştir. İstanbul mezarlıkları, Loti'nin romanlarının en önemli fonlarından birini oluşturmaktadır. Dolayısıyla ölüm fikri Loti'nin romanlarının kahramanlarıyla ve olaylarıyla içice bulunmaktadır.

Loti'nin dünyasında değişik medeniyetler ve egzotik sevgililerin zevki devamlı bir kaçış şeklinde belirmiştir. Loti Türkiye'ye bir edebi ilham almak için değil, kaçış için, sığınma için gelmiştir. Bulunduğu çevrede kendini huzurlu hissedemeyen yazar devamlı bir kaçış içinde bulunuyordu. Loti için en iyi sığınak İstanbul'du. Bu nedenle Türkiye'ye Loti aşk, sevgi ve huzur bulmak için gelmiştir. Mesleği icabı devamlı zaten devamlı gezen bir kişiydi. Turist olmaya ihtiyacı yoktu.

Eserlerinde Loti'yi hep Türkleşme çabası içinde görürüz. İstanbul'da bir Türk evinin olması, Fransadaki kendi odasını Türk odasına ve salonuna çevirmesi, Türkler gibi giyinmesi, tesbih çekmesi, nargile içmesi, Türkçe konuşması, İslam dinini anlamaya çalışması onun hayalinde bir gün Türk-Müslüman gibi yaşamak duygusunun yattığını belgelemektedir. Bir gün bu memleketin bir insanı gibi olmak istiyordu. Loti'nin hayatında gerçekleşmesini istediği tek hayali bu idi. Türkiye ile ilgili eserleri onun bir İstanbul efendisi olduğunu okuyucuya göstermektedir.

Türkiye, Loti için yaşanan bir olaydır, bir fikirdir, onda doğmuştur, gelişmiştir ve yaşantısının en içten ve gizli köşelerine kadar yayılmıştır. Bu nedenle Türkiye, Loti'nin sığındığı ikinci bir vatandır. Loti'nin Türkiye'ye olan bağlantısını, ilgisini sadece bir kadere ve İstanbul şehrinin tabii güzelliğine bağlamak yanlıştır. Bu iki unsur Loti'nin Türkleri sevmesinde önemli bir rol oynamıştır; fakat Türklerdeki bağlılık, güven ve inanç duyguları da Loti'de ayrı bir ilgi uyandırmıştır. Türk halkının esprisi hayat görüşü Loti'yi çok etkilemiştir.

Yaşlı insanların eskiye geçmişe bağlılıkları, Loti'nin bu insanları sevmesinde tek ve etkili neden olmuştur. Bu kişilerin hal ve hareketleri O'na doğuya özgü huzuru barışı ifade ediyordu. Hayatı boyunca kaçan Loti özlediği huzur atmosferini sadece Türkiye'de bulmuştur. Loti'nin Fransa'daki evini Türk adet ve geleneklerine göre döşemesi, mescid yaptırması, onun bir gün gerçeklerden uzak kalınca hiç olmazsa gerçeğe yakın olan uzaktaki Türk evinde hayatını yaşama isteğini gösterir. Fransa'nın Roşfort şehrindeki evi tam bir egzotizm tapınağına dönüşmüştür. Türkiye ile ilgili getirdiği tüm eşyalar ona uzakta da olsa bu ülkenin hayatını yaşatıyordu.

Loti'nin bu davranışı da gösteriyor ki, o Türkiye'yi ve Türkleri sadece tasvir etmemiş, kitaplarda yazmamıştır. O herşeyi bizzat yaşamış ve her zamanda yaşatmak istemiştir. Hayalinin tek amacı, geçmişi yaşatabilmek onu şimdiki zamanda muhafaza edebilmek idi. Geçmiş veya eski fikri Loti'yi Türkiye'ye bağlayan en önemli faktörlerden biridir. Loti gelecekten çekinen; modernizmi istemeyen, her şeyin değişmemezlik içinde kalıp gitmesini arzulayan bir yazardır. Çünkü ona göre, ilerleme, yenileşme esrarengizliğin gizliliğin payını önemini alıp gidiyordu.

Loti'nin eserleriyle hayatı birbirlerine çok sıkı bağlıdır ve ayırt edilemez. Eserlerindeki özelliklerinden biri de samimiyettir. Tabiatın şekillerini ve renklerini İstanbul'da doğu minyatürlerinin egzotikliği ile süsleyerek çizen Loti her tasvirin ruhunu da söyletmesini ve duyurmasını bilirdi.

Türkler Pierre Loti'yi onun kendilerini sevdikleri kadar sevmişlerdir. Loti bir çok Türkle arkadaşlıklar, dostluklar kurmuştur. Padişah ve Sultanlarla görüşmüştür. (Sultan Abdülhamit, Sultan V. Mehmet Reşad) ölümünden sonra, Türkler Loti'yi hatırlatan bazı jestlerde bulunarak

- Bir sokağa

- Eyüp'te oturduğu kahveye ismini vermişler ve

- Divan yolunda kaldığı ev muhafaza edilmiştir.

Bugün Pierre Loti, ismi yabancı tur operatörleri kataloglarında turizmciler tarafından İstanbul güzelliklerini tasvir etmek için birer referans olarak kullanılmaktadır. Hatta Eyüp'teki Pierre Loti Kahvesi birçok seyahat acentası tarafından şehir turlarına dahil edilmiştir. Turistler bu kahveye taşınmaktadır.Loti'nin sevdiği Çerkez kızı Aziyade'nin mezarı bugün Topkapı Mezarlığında bulunmakta ve kendi haline terk edilmiştir.

PİERRE LOTİ'nin Diplomatik Rolü

Sultan Abdülhamid tahtan indikten sonra Trablusgarb Savaşı patlak vermiş, daha sonra Balkan Savaşı başlamış ve Türkiye paylaşılmak istenen ve Avrupa'dan dışlanmak istenen bir ülke durumuna düşmüştür. Avrupa'da müttefiki kalmamış denecek bir durumdadır. Dostluklar unutulmuşa benzer. Halit Ziya, Reşit Saffet, Hamdullah Suphi, Fransa'ya dostluk elçileri olarak gitmişler fakat umulanı bulamamışlardır.

1910 yıllarına kadar Loti, Türkiye'yi seven O'na aşık olan, Türkler gibi yaşamak isteyen romantik yazar olarak tanınıyordu. 1911'de İtalyan'ların Trablusgarb'ı 1913'te Balkan Ülkelerinin Trakya'yı işgale kalmaları Loti'yi bir anda kendi içine dönük sessiz, sakin bir yazar olmaktan çıkarıp, sevdiği milleti ve vatanı savunmaya yöneltir. Türklerin çıkmayan sesini Avrupa'ya duyurmaya başlar. Kalemiyle Avrupa'ya savaş açmıştır. Fakat Loti'de görmüştü ki Avrupalı basın Türkiye ile ilgili yazıları yayınlamıyordu. Ara sıra da bazı gazetelerde çıkan yazılardan sonra Loti çeşitli hakaretlere maruz kalıyordu.

Loti’nin Türk davasını savunmaya başladığı dönemi Reşit Saffet Atabinen yaşamının militan dönemi olarak yorumlamaktadır. Loti'nin Türkçülüğü (Turcophile) ikiye ayrılır. 1914 öncesi ve sonrası veya savaş öncesi ve sonrası devreler diye.

Loti'nin Türkiyede geçirdiği yaşantı iki devrede incelenebilir: 1.Devre 1876-1908 Loti'nin yazarlık dönemi. Bu devrede tüm romanlarını yazmış, Türkiye'yi 2. bir vatan olarak görmüş, Sultan II. Abdülhamit'in saltanatını sürdüğü devirdir.

2. Devre Loti'nin Diplomat ve Asker olduğu devredir. Yani Abdülhamit'in tahttan indirildiği ve Türkiye'nin de savaşların içinde bulunduğu bir dönemdir. Diyebiliriz ki, Loti Türkiye ile ilgili gelişmelere göre hareket ediyordu. 30 yıl boyunca Türkiye'de olağanüstü ve egzotik bir hayat yaşayan Loti, zor günlerinde sevdiği Türkleri unutmamış ve onlara destek olmuştur, onların Avrupa'da sözcülüğünü yapmıştır.

Edebiyat açısından da bu iki devre şöyle özetlenebilir: 1. Devre Yazarlığın doruk noktasına ulaştığı, edebi eserlerini romanlarını yazdığı dönem. 2. Devre ise, yazarlıktan ziyade siyasi askerlik, diplomatik yönünün ortaya çıktığı ve tarihi gerçeklerle ilgilenen bir belgeselci Pierre Loti dönemidir.

Bu iki devreyi bir cümle ile şöyle özetleyebiliriz: Romantizmden Realizme geçiş.

Balkan Savaşı esnasında Loti, Türkiye'den dostlar kazanırken, Fransa'dan düşmanlar kazanır. Buna rağmen J. Jaures ve Figaro direktörü Calmette Loti’yi Türk tezi için desteklediklerini bildirirler. Türkiye'yi savunmaya cesaret edebilen tek sestir, Loti, 1913 de.

Loti Türklerin I. Dünya Savaşma girmesine karşı olduğu için, Talat ve Enver Paşalara çeşitli müracaatları olmuş fakat sonuçsuz kalmıştır. Poincare ile o zamanki Türk Hükümetleri arasında çeşitli arabuluculuk girişimleri olmuş fakat hepsi sonuçsuz kalmıştır. Loti 1908, Meşrutiyet rejimine karşı olmuştur.

La TurQuie Agonisante (Çan çekişen Türkiye), Balkan Savaşını, Türklere yapılan zulmü anlatan birer tarihi belge niteliğini taşımaktadır. Loti Edirne'nin kurtuluşundan sonra Trakya'ya giderek Bulgarların yaptığı mezalimi yerinde görmüş ve bunları çeşitli basın organlarıyla yayınlayarak dünyaya duyurmuştur. Loti'nin son beş kitabı sanki bir Türk Milliyetçisinin kaleminden çıkmış gibiydi: Türkiye'nin Ermeni, Rum ve Bulgarlar tarafından istilasını barbarlık olarak nitelemiştir. Türkiye'nin, Rusların Avrupayı istila etmesinde, çok önemli bir engel olacağını bu nedenle Avrupalı'nın Türkleri savunması gerektiğini söylemiştir.

I.Dünya Savaşı başladığında Türkiye ve Fransa'nın karşı saflarda savaşa katılması sırasında Pierre Loti iki ülke arasında arabuluculuk, diplomatik ilişki kurmak için çalışmış fakat bu gerçekleşmemiştir. 1918 yılında "Les Massacres d'Armenie" (Ermeni Katliamı) makalesini yayınlayarak Avrupa'da lehimize bir ses çıkmış oluyordu.

1919 yılında ise Loti Le Figaro gazetesinde "Les Alliesqu'il nous faudrait" Bize lazım olan müttefikler makalesini yayınlar. Bir savaşın kötü ve kanlı sonuçlarını anlatıyordu. Türklere yapılan baskı ve zulümleri, katliamları belgeleyen cesaretle yazılmış bir eserdi bu. Bugün ise tarihi bir belge olarak kullanılabilecek bir eser.

Supremes Visions d'Orient: Balkan Savaşında Bulgarların Edirne’yi işgali konu edilmektedir. Bu kitapta Avrupalılara açık mektuplar yazarak Türkleri ve Türkiye'yi savunmaktadır. Pierre Loti son sözünde, Türkiye'ye yapılan baskı ve haksızlıklar karşısında kendisinin hastalandığını ve ölümününde bu yüzden olacağını belirtmektedir. Sevres anlaşmasını büyük bir isyanla karşılayarak, bunu Türk milletine yapılmış bir büyük haksızlık olarak nitelemiştir. Loti'nin eserleri Türkler için milliyetçilik duyguları içinde yazılmış eserlerdir. Böylece Loti'nin Türkiye'yi ikinci vatanı olarak nitelendirmesininde samimiyete dayandığını göstermektedir. Pierre Loti Türklerin acılarını en iyi paylaşan bir Avrupalıydı. Pierre Loti'nin son eserinde yazdıkları Türkler hakkında hayatı boyunca söylediklerinin samimiyetini çok güzel ifade etmektedir: "Doğuda uzun süre yaşadım, her çeşit sosyal sınıfın içine girdim ve kardeşleşmiş değişik ırktan müteşekkil bir bütün halk içinde sadece Türklerin sağlam bir dürüstlük, incelik, tolerans ve tatlı bir yiğitliğe sahip olduklarına gerçekten emin oldum". Bu sözler onun hakikaten bir dost ve yiğit, unutulmaz bir dost olduğunu belgelemektedir. Türklerde bu gerçek dostu Pierre Loti'yi bugün olduğu gibi, her zaman minnetle anacaklardır.

PIERRE LOTI'NIN İSTANBUL SEYAHATLERİ VE ESERLERİ

1. 1 Ağustos 1876-17 Mart 1877 AZİYADE (1879)

2. 6-7-8 Ekim 1887 FANTÖME D'ORİENT (1892)

3. 12-15 Mayıs 1890 L'EXİLEE (1893)

4. 13-30 Mayıs 1894 LA MOSQUEE VERTE (1895)

5. 10 Eylül 1903-24 Mart 1905 LES DESENCHANTE'ES (1906)

6. 15 Ağustos-23 Ekim 1910 LA TURQUIE AGONİSANTE (1913)

7. 15 Ağustos-17 Eylül 1913 SUREMES VİSİONS D'ORİENT (1921)

Quelques Aspeets du Vertige Mondial (1917)

- Le prince assasine: Yousuf İzzedin

- La femme turque

  Les Allies qu'ilnous faudrait (1919)

  La Mort de Nötre Chere France en Orient (1920)
 





 
Bu site Kültür ve Turizm Bakanlığı Bilgi Sistemleri Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanmıştır.
Bu sayfa 2011 kez gösterilmiştir.