Mehmet Ali Avcı

Bir Kadını ve Bir Şehri Sevmek

M.Ali Avcı

Bilkent Üniversitesi

U.Y.D.Y.O

İnsanoğlu doğası gereği hep“bir yerlere” gitme, uzaklaşma ve kendini yeniliklere bırakma eğilimindedir.Bazı insanları, bilinmeyen yurtlara, toplumlara iten gizemli bir duygu mevcuttur. Bilinmeyenin ve farklılığın cazibesine kapılan insanoğlu, kendisini yepyeni bir kimlikle yeni bir toplum ve yeni bir aşkın kucağına atacak olan deli bir rüzgar bekler durur. Gündelik hayatın bunaltan çemberini kırmak için insan her fırsatta kendisini çağıran bilinmeyen belirsiz topraklara doğru gitme eğilimindedir.Bu topraklar onun için sıkıntılarından kurtulduğu bir sığınak veya gizemli olana açılan bir pencere ve nihayet onu ayakta tutan bir umut kapısıdır. Tutuklu bir denizci olan Pierre Loti ( asıl adı Julien Viaud ) bütün benliğini saran bu duyguların kollarına bırakmıştı kendisini ve uzaklara, alabildiğine uzaklara gitmek için yanıp tutuşmuştu. Kız kardeşi ondaki bu fırtınayı şu şekilde belirtiyor: “Koşuyorsun, dalgalanıyorsun, değişiyorsun ve bir yerlere demir atıyorsun... Ve işte yine bir kuş gibi uçup gittin”

Peki Loti’nin Türkiye’yi ve toplumunu bu kadar benimsemesini ve hatta bu toplumun arasına bir Osmanlı erkeği gibi karışmasını sağlayan sebepler hangileridir? Sanıyorum bir sıralama yapmak gerekirse önce Loti’nin ilginç kişiliği ve bir güzel Çerkez kadınına aşık olması ve bütün bunların ötesinde bir şehre tutkuyla bağlanması gelmektedir.

Bir kere Loti’nin doğup büyüdüğü toplum, yani Batı toplumu, modern uygarlığın yol açtığı bezginliklerden, sanayinin ve onun yarattığı değersiz kavramlardan bıkmış ve kendisini bu toplumun içerisinde bir sürgün gibi hisseden duyarlı ve ince ruhlu gönül adamlarıyla doludur. İşte Loti’de bunlardan birisidir. Ruhunun derinliklerinde esen fırtınaları dindirmenin çaresi olarak uzaklara gitmek ve oralarda imkansız aşkların şiirini yazmak istemiştir. Vedaların, yola çıkışların ve son kez göz göze gelişlerin şairidir Loti. XXV. bölümde dostu Plumkett’e yazdığı bir mektupta şöyle demektedir: “Boşuna çabalıyorum Plumkett, mutlu değilim, kendimi avutabilmek için hiçbir yol bulamıyorum. Kalbim acı ve bezginliklerle dolu.” Acılardan ve sıkıntılardan kurtulmak için uzaklara gidip hafiflik ve birazda zalimlikle karışık aşklar peşindedir. Karşılaşıpta aşık olduğu ve sonunda terk ettiği ne kadar çok sevgilisi vardır! Aslında bu sevgililer pitoresk giysileri ve taşıdıkları yabancı renklerle bu kocaman çocuğu eğlendirmektedirler. Ama bazen bu aşk eğlencelerine gözyaşlarının da karıştığı oluyordu. “ Aziyadé” romanı işte bu aşklardan bir tanesini anlatan ve Osmanlı toplumunu özelliklede, Doğu’nun incisi, İstanbul’u zengin betimlemelerle ortaya koyan önemli bir yapıtıdır Loti’nin. Bu romanda, romanla aynı adı taşıyan, Aziyadé adlı çerkez kızıyla yaşadığı yasak aşk Loti’ye en güzel romanlarından bir tanesini yazmasını sağlamıştır Loti için bu kadın, yaşadığı toplumun geleneklerini, renklerini yansıtan bir ayna gibidir. Bu durumda bu aşka çerçeve oluşturan ise bütün zamanların en gizemli ve en güzel şehri İstanbul olacaktır. Bir kadın ve bir şehir. Romanı sürükleyen işte bu ikilidir.

Hepimiz biliyoruz ki Loti, saf aşkın yüceliğini simgeleyen Türk kadınlarına ve özelliklede Aziyadé’ye büyük bir sevgi beslemiştir.

Uzun yıllar boyunca sosyal hayattan uzak ve haremlerin gizemli ve çekici dünyasında yaşayan Türk kadını, Batı dünyasının hayal gücünü ve merakını canlı tutmuştur. Onu sarmalayan gizem perdesi, güzelliği hakkındaki efsaneleri durmaksızın arttırmıştır. Haremin ve Türk kadının bu gizli dünyası, haremin erotik ve gizemli dünyasını anlatan eserlere büyük ilgi duyan Batılıların nefislerini kabartmıştır. Bu insanların gözlerinde Doğu, tatlı bir heyecan uyandıran ve fantazyaları besleyen, haremlerin, harem ağalarının ve acımasız entrikaların buluştuğu bambaşka bir dünyadır. Diyebiliriz ki, bu efsaneyi sarmalayan perdeyi Loti aralamayı başarmıştır zira Türk kadınlarına yaklaşabilen nadir yabancılardan bir tanesidir. Onun sayesinde Batılılar Türk kadınının bu sessiz dünyasını keşfetmişlerdir. Loti onları bize ilk olarak giysileri ile tanıtır çünkü ne belirgin bir yüzleri nede vücutları vardır. Onlar sadece hareket halindeki, giysilerine bürünmüş bir topluluktur. 1875 yılında Selanik’e geldiğinde ilk dikkatini çeken sokaklardaki kadın yokluğudur. Bu Avrupa’da gördüğü sokaklardan çok farklı sokaklardır. “ Aziyadé” romanında bu durumdan şöyle bahseder: “(...) Uzaktan uzağa, duvarlardan süzülerek, türbanlı birkaç kişi geçiyordu, ve haremlik kafeslerinin arkasında hiçbir kadın görünmüyordu”

Kısa sürede kadının yasak olanın simgesi olduğunu anlar. Bunun sonrasında sokaklarda karşılaşır ve büyük bir şaşkınlıkla sadece “ hayalet” diye adlandırdığı “ lâl renginde veya beyaz biçimler” olarak algılar onları. Bu hayaletlerin gizemini çözmeye başlamadan önce, kendisine sunulan bu manzarayı tadına vara vara gözlemlemektedir. Onun için bu kadın manzaraları tam bir bayram havasındadır: “(...) Bayram giysili bir kalabalık; gümüş ve ipekle sarılı bir şekilde gruplar halinde peçeleriyle geziniyorlar.”

Bu kadınlar, sanki erkeklerin nefislerini uyandırıp ve onlara yaklaşıldığında uçup gidecekler gibilerdir Loti için. Zaten insanları gizemli ve bilinmeyen olana doğru iten bu ulaşamama duygusu değil midir? Sadece gözleri açıkta bırakan bu peçeler, yazarı bir kısmı görünen bir resmin geri kalan kısmını hayal etmeye, rüyalar alemine dalmaya itiyor.

Loti, Türkiye üzerine yazdığı bütün romanlarında, gruplar halinde gezen peçeli kadın topluluklarını büyük bir heyecan ve güzellikle betimlemiştir. Bu kadınların bu şekildeki görüntüleri bile okuyucunun yüreğini kıpır kıpır etmeye yetmektedir. Kaldı ki bu kadınlar aynı zamanda birer erotizm simgesidirler. “ Aziyadé” romanının birçok yerinde, romanın kadın kahramanı Aziyadé’den bahsederken, kelimelerinde erotik öğelerle karşılaşmaktayız “akşam vakti başlayan öpücükler güneşin doğuşuna kadar sürüyordu”. Aziyadé’nin bu şehvet dolu görüntüsü, batılıların keşfetmeye can attıkları Doğu kadının gizemli dünyasını ortaya koyuyor. Avrupalı kadınların modern görüntülerinin ötesinde, doğulu kadın, avrupalıların fantazyalarını beslemektedir. “Çocuk bakışlı” bu kadın ( Aziyadé ) Loti için Doğu geleneklerine duyulan yüce aşkın yanında, tarihi ve doğal güzellikleriyle her zaman dikkatleri üzerine çekmiş olan İstanbul’a duyulan sevginin bir simgesidir.

Yukarıda belirttiğimiz gibi, kadına ( Aziyade ) duyulan aşka çerçeve olarak, bütün zamanların en gizemli ve en güzel şehri olan görkemli İstanbul görülmektedir. Doğu kültürünü ve aynı zananda Batı izleri taşıtan farklı iki kimliğiyle Bu şehir Loti’yi kendisine hayran bırakmaktadır: “ Ahh İstanbul! Beni heyecanlandıran bütün isimlerden en heyecan verici olanı işte bu isim”. Büyük kubbeleri ve gökyüzüne uzanan minareleriyle insanları bir mıknatıs gibi kendine çeken bu şehrin ruhuna nasıl inecektir Loti? Basit bir gezgin veya gözlemci olarak mı? Hayır. Bu şehrin ve dolayısıyla sevdiği kadını hayatını yaşayacaktır. İçine daldığı bu dünyanın tadına daha iyi varabilmek için bir Türk gibi giyinip onun gibi yaşayacaktır.

Bu roman, bir defa daha, Loti’nin sihirli İstanbul’a duyduğu derin aşkı gözler önüne sermektedir. Hayatının sonuna kadar bu şehri korumak ve her defasında ona yardıma koşmak için elinden geleni yapmıştır: “ Bugün korkunç tehditler altında bulunan ve mutlaka korunması gereken İstanbul’un; şiirin, sanatın ve tarihin kutsal mekanlarından biri olduğunu Avrupa ne zaman anlayacak! Türklerin dünyanın nadide şehirlerinden biri yaptığı İstanbul’u ve onun barındırdığı sanat harikalarını korumaya değmez mi? ( Figaro, 7 Ekim 1912 )

İstanbul Loti’ye hayata dört elle sarılma şansı verdi ve içini kemiren sıkıntıları atmasını sağladı. Gizem dolu sayısız camileri, yüzyıllık sedir ağaçları, gizemli mezarlıkları, nargile ve rakının bol bol tüketildiği meyhane ve kahvehaneleriyle İstanbul, bütün Doğu kültürünü içinde barındırarak Loti’ye basit ve aynı zamanda karmaşık bir hayat felsefesi sunmuştur. Acılarından kaçıp sığındığı bir liman gibidir bu şehir Loti için. Bazen tek başına efsanevi bir kahraman bazen ise Aziyadé’nin görüntüsüyle örtüşmektedir İstanbul. Bazı anlarda ikisini birbirinden ayırt etmek imkansızlaşır neredeyse. İstanbul Aziyade, Aziyadé ise İstanbul olmuştur gözünde: “ Gözlerim kapalı, yine o bakışları görüyorum, peçenin kenarlarından görünen bu bembeyaz ten, ve bu görüntünün arkasında İstanbul duruyor bütün güzelliğiyle” ( s. 207 )

Maddi mücadelelerden ve bireysel tatminsizliklerden uzak, bu şehirde Loti aşkı, bilgeliği ve huzuru bulmuştur. Anatole France’un belirttiği gibi, Loti tam bir Doğu ve özelliklede Türkiye hayanıydı. “ Aziyadé” adlı romanında bir kadına duyduğu aşkın nasıl şehre ve topluma duyulan bir aşka dönüştüğünü okuyucu büyük bir hazla okumaktadır. Bu ayrılmaz üçlü ( Kadın, şehir, toplum ) Loti’nin romanının temeline oluşturmaktadır ve onun için sanki ayrılmaz kutsal bir üçlüdür.

Güzel gözleri vardı Aziyadé’nin
İstanbul’un sessiz gecelerinde parlayan.





 
Bu site Kültür ve Turizm Bakanlığı Bilgi Sistemleri Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanmıştır.
Bu sayfa 2347 kez gösterilmiştir.