Atatürk İnkilapları; Bir Kültürel Reform

Prof. Dr. Mümtazer Türköne
Gazi Üniversitesi

Mustafa Kemal Atatürk'ün (1881-1938) Türkiye'nin siyasî kaderinde rol alması, Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'nda yenilmesiyle başlayan dönemde Türk vatanının Mondros Mütarekesi’ni müteakiben işgal edilmesine karşı verilen Millî Mücadeledeki liderliğiyle başlar. Bu liderlik mütareke dönemi İstanbul'undaki çalışmaları bir yana bırakılırsa Samsun'a çıktığı 19 Mayıs 1919 tarihinden itibaren başlatılabilir. Bu itibarla bu yazıda bu tarihten Atatürk'ün ölümüne kadar geçen 19 yıl ele alınacaktır.

 Bu 19 yıl, sadece Türkiye için değil, bütün dünya için, büyük alt-üst oluşların yaşandığı bir dönemdir. Bu dönemde, Birinci Dünya Savaşı'nda yenilen devletlerin tamamında siyasî rejimler değişmiştir. Savaş, galip gelen ülkelerde de büyük bir tahribat yaratmış ve savaş sonrası dünyasında siyasî, iktisadî ve hukukî bir uluslararası sistem kurulamadığı için 1929'da büyük ekonomik buhran patlamış ve akabinde dünyayı İkinci Dünya Savaşı'na götürecek gelişmeler yaşanmıştır. Daha önce görülmemiş faşizm, nasyonel sosyalizm ve komünizm gibi totaliter rejimler bu dönemde ortaya çıkmış, dünya bir ideolojiler savaşına şahit olmuştur. Yine bu dönem, bütün dünyada liberal demokrasilerin ve liberalizmin gerileyiş yıllarıdır.

Atatürk, devrimlerini işte bu uluslararası şartlarda gerçekleştirmiştir. Bir kültürel reform olarak Atatürk devrimleri kısaca işaret edilen uluslararası şartlardan etkilenmiştir. Bu etkilenme bir yansıma ilişkisi şeklinde değil, uluslararası gelişmelerin ülkenin tarihî, maddî şartları ve stratejik öncelikleri çerçevesinde değerlendirilmesi ile gerçekleşmiştir. Bu değerlendirmenin siyasî ve stratejik boyutları kültürel ve tarihî bir bakış açısına dayanır. Buna göre Atatürk'ün değerlendirmesinin özeti şöyledir: Batı medeniyeti her şeyiyle doğu medeniyetinden üstündür. Bu üstünlüğün temelinde akılcılık yatmaktadır. Batıda Aydınlanma ve Fransız İhtilâliyle akılcılığın önündeki dinî taassup ve eski rejim tasfiye edilmiştir. Osmanlı'da ise başlangıçtaki akılcılık, dinî taassup yüzünden ortadan kalkmıştır. Mesele İslam dininden değil onun yorumlanış tarzından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden özünde akılcılıkla bağdaşan İslam dininin lâik bir siyasî çerçeve içinde vatandaşların vicdanlarında yer alması, dünya ve devlet işlerine karışmaması gerekmektedir. Türkiye'nin modernleşmesi bu konudaki tavizsiz uygulamaya bağlı olacaktır.





 
Bu site Kültür ve Turizm Bakanlığı Bilgi Sistemleri Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanmıştır.
Bu sayfa 2337 kez gösterilmiştir.